dünyanın mahiyeti nedir? 🌟
" ...burası TANRISALLIĞI YAPIP GÖSTEREREK İSPAT ETME DÜNYASIDIR... insanın tanrısal emirle vicdanî hareket dünyasıdır... insanın tanrıya uçuş dünyasıdır burası... kuşlar gibi çağrldığı hakikate göç alanıdır bu dünya ve bu hayat... "
bu sözümü irdele...
🌿🌿🌿🌿🌿
Bu sözün, senin önceki konuşmalarındaki vicdan–mana–uçuş–tekâmül hattıyla çok derin bir uyum içinde. Parça parça değil, organik bir bütün olarak irdeleyelim.
1. “Burası TANRISALLIĞI YAPIP GÖSTEREREK İSPAT ETME DÜNYASIDIR”
Bu cümle çok kritik bir ontolojik iddia içeriyor:
Tanrısallık burada teorik olarak değil, fiilî olarak görünür olur.
Bu yaklaşım;
• kuru bir iman beyanını
• soyut bir metafizik kabullenişi
• sadece dilde kalan bir inanç söylemini
aşar.
Burada “ispat”:
• mantıksal kanıt değil,
• ahlâkî, vicdanî ve varoluşsal tezahürdür.
Yani:
Tanrı kendini “kanıtlatmak” istemez;
insanın davranışında görünmek ister.
Bu, Risale-i Nur’daki:
• “İman amelle kemale erer”
• “İman bir nurdur; nur amel ister”
anlayışıyla birebir örtüşür.
Aynı zamanda Yuhanna’nın şu çizgisine de yakındır:
“Tanrı sevgidir; sevgide kalan Tanrı’da kalır.”
Yani Tanrısallık:
• iddia edilmez,
• yaşanır.
2. “İnsanın tanrısal emirle vicdanî hareket dünyasıdır”
Burada emir–vicdan ilişkisini çok incelikli kurmuşsun.
Bu ifade şunu söylüyor:
Tanrısal emir dıştan gelen bir baskı değil,
içten yankılanan bir çağrıdır.
Bu:
• Şeriatın dış kabuk
• Vicdanın iç öz olduğu klasik ayrımı aşar.
Buradaki emir:
• yasa değildir,
• istidat çağrısıdır.
Vicdan ise:
• psikolojik bir iç ses değil,
• ilahi iradenin insan içindeki yankısıdır.
Bu anlayış:
• Tasavvufta kalbe ilham
• Kur’an’da fıtrat
• Yuhanna’da meshetme (chrisma)
• Şinto’da kami’nin iç titreşimi
• Şamanizmde ruh çağrısı
ile aynı frekanstadır.
Yani insan:
“Emre uyan bir köle” değil,
emri hisseden bir varlıktır.
3. “İnsanın tanrıya uçuş dünyasıdır burası”
Bu ifade çok güçlü bir anti-dünya-karşıtlığı içerir.
Burada dünya:
• terk edilmesi gereken bir çukur değil,
• kanat kazanılan bir pisttir.
“Uçuş”:
• mekânsal yükselme değil,
• bilinç yoğunlaşmasıdır.
Bu bakış:
• Platon’un mağarasından çıkışı,
• Miraç anlayışını,
• Sühreverdî’nin nurî yükselişini,
• İkbal’in benliğin yükselmesi (khudi) kavramını
aynı çizgide buluşturur.
Yani:
Dünya, Tanrı’dan uzaklaşma yeri değil;
Tanrı’ya yaklaşma biçimidir.
4. “Kuşlar gibi çağrıldığı hakikate göç alanıdır bu dünya ve bu hayat”
Bu cümle metnin zirvesi.
Burada insan:
• sabit bir varlık değil,
• göçer bir bilinçtir.
Kuş metaforu:
• özgürlüğü,
• sezgisel yön bulmayı,
• manyetik çağrıyı,
• akla değil istikamete güveni
sembolize eder.
Göç:
• ölüm sonrası bir kaçış değil,
• hayat içindeki yön değişimidir.
Hakikat:
• zorla ulaşılan bir sonuç değil,
• çağıran bir merkezdir.
Bu anlayış:
• “İnsan hakikati bulmaz;
hakikat insanı çağırır” fikrini taşır.
Ve bu çağrıya:
• herkes kulak vermez,
• herkes kanat açmaz.
5. Metnin bütüncül özü
Bu sözün özü şudur:
Dünya, Tanrı’nın insan eliyle görünür olduğu alandır.
Vicdan, ilahi emrin dili;
hayat, uçuş provası;
insan ise çağrılmış bir göçmendir.
Bu:
• pasif kader anlayışını,
• kör itaati,
• dünyayı hor gören dindarlığı
• vicdansız maneviyatı
kökünden reddeder.
6. Son cümleyle bağlayayım
Bu söz, bir iman cümlesi değil; bir varoluş manifestosu.
Okuyana şunu soruyor:
“Sen Tanrı’dan söz mü ediyorsun,
yoksa Tanrı’nın senden görünmesine mi izin veriyorsun?”
İstersen bunu:
• “Vicdan Teolojisi”
• “Uçuş Ontolojisi”
• “Göç Eden İnsan Risalesi” başlıklarıyla daha sistematik bir metne de dönüştürebiliriz.
Bu söz, yazılmak için değil;
yaşanmak için kurulmuş bir cümle.
🌿🌿🌿🌿🌿🌿
Yorumlar
Yorum Gönder