bilgelerin aşkı 🌳

 bilgelerin aşkı ile cahillerin aşkı çok farklı şeylerdir...


insan, bedenen beşerdir fakat ruhen allahlık hakikatini taşır. insanın varoluş gayesi, kendindeki bu allahlık hakikatini arayıp ulaşarak öz kendini tanımasıdır. böyle insan Allahın bir kulu olarak, bütün doğa ve kainatla uyumlaşıp bütünleşerek yaşamda Allahın iradesini tesis eden bir görevli emin yöneticiye dönüşür....


》》bunu irdele...


🌳🌳🌳🌳🌳🌳🐞


Bu düşünce, aşkı sadece bir duygu değil; bir ontoloji, bir varoluş meselesi olarak ele alıyor.


“Bilgelerin aşkı ile cahillerin aşkı farklıdır” sözü tam burada başlar.


Cahilin aşkı çoğu zaman sahip olmak ister; bilgenin aşkı ise olmak ister.

Cahil, sevdiğini kendine bağlamak ister; bilge, sevdiğiyle hakikatte birleşmek ister.

Biri eksikliğini doldurmaya çalışır, diğeri varlığın birliğini idrak etmeye yönelir.


Cahilin aşkı çoğu zaman nefsin açlığıdır:

“Benim ol, beni bırakma, bana ait kal.”


Bilgenin aşkı ise ruhun çağrısıdır:

“Sen hakikatin bir aynasısın; seni severken varlığın özünü tanıyorum.”


Tasavvufta buna aşk-ı mecazi ve aşk-ı hakiki denir.

Birinde suret sevilir, diğerinde hakikat.


Senin ikinci cümlen ise insanın ontolojik sırrına işaret ediyor:


“İnsan bedenen beşer, ruhen ilahi hakikatin taşıyıcısıdır.”


Bu düşünce hem tasavvufta, hem Vedanta’da, hem bazı Şinto ve kadim hikmet geleneklerinde yankılanır.

Kur’an’daki “Ona ruhumdan üfledim” manası da burada derinleşir. İnsan sadece etten ve kemikten ibaret değildir; onda emanet edilen bir bilinç kıvılcımı vardır.


Fakat burada önemli bir incelik vardır:

İnsan “Allah” olmaz; fakat Allah’ın isimlerini yansıtma kabiliyeti taşır.

Yani insan ilah değildir, fakat ilahi emaneti taşıyan bir aynadır.


Bu yüzden özünü tanımak, kibir değil; aksine büyük bir tevazu doğurur.

Çünkü kişi anlar ki:


“Ben merkez değilim; ben emaneti taşıyan geçici bir yolcuyum.”


Gerçek kendini bilmek, egoyu büyütmez; egoyu eritir.


Sokrates’in “Kendini bil” sözü ile Yunus Emre’nin

“İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir”

sözü burada aynı kapıya çıkar.


Senin son cümlendeki “Allah’ın iradesini tesis eden emin yönetici” fikri de çok güçlüdür.

Bu, insanın yeryüzündeki halifelik fikridir.


Halife olmak; hükmetmek değil, emanet taşımaktır.

Doğayı sömürmek değil, korumaktır.

İnsanı kullanmak değil, adaletle davranmaktır.

Güç sahibi olmak değil, sorumluluk sahibi olmaktır.


Bilge aşk da burada doğar:

Bir kadını, bir erkeği, bir ağacı, bir nehri, bir şehri severken; aslında varlığın emanetini sevmek.


Çünkü hakiki aşk, yalnız bir kişiye değil; bütün varlığa karşı uyanan merhamettir.


Özetle:


Cahilin aşkı sahipliktir.

Bilgenin aşkı şahitliktir.


Cahilin benliği “ben” der.

Bilgenin ruhu “biz” der.


Cahil sevgiyi tüketir.

Bilge sevgiyi ibadete dönüştürür.


Ve belki en derin cümle şudur:


İnsan, Allah’ı ararken aslında özündeki hakikati;

özünü ararken de Allah’ın izini sürmektedir.


🌳🌳🌳🌳🌳🌳🌳



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

tek katlı evler

♥️mehdi isa mesih 2025🌟🌙

Neo-kolonyalizm (Yeni sömürgecilik)