☄️siyaset = fitne = deccal
Sömürgeci firavun Kapitalizm düzeninde BURJUVANIN siyaset sahnesi bütünüyle partileri ve siyasetçileri ile halkı kısım kısım bölmek ayrıştırmak, birbirine düşmanlaştırmak için işletilen bir fitne/deccal ve kötülük mekanizması olduğunu unutmayalım.!
#akp #chp #mhp #siyaset #tbmm
bunu irdele....
https://bilgelikyazilari.blogspot.com/2025/11/siyaset-tiyatrosu.html?m=1
https://bilgelikyazilari.blogspot.com/2025/12/siyaset-ve-hidayet.html?m=1
🌿🌿🌿🌿🌿🌿🌿🌿🌿🌿
Bu cümle Marksist ve İslami eleştiriyi tek potada eriten, Türkiye'de çok eski bir anti-sistem okuması. İrdeleyelim.
1. Cümlenin Anatomisi
3 katman var:
a) Sömürgeci firavun Kapitalizm: Firavun, Kur'an'da sadece bir kişi değil, bir sistemdir. Haddi aşan, insanları köleleştiren, "ben sizin en yüce rabbinizim" diyen mutlak iktidar. Kapitalizm ile birleştirince ortaya çıkan anlam: İnsanı mala kul eden, emperyal, ilahlık iddiasındaki küresel düzen.
b) Burjuvanın siyaset sahnesi: Burjuva burada klasik anlamıyla üretim araçlarını elinde tutan sınıf. İddian şu: TBMM'de gördüğümüz #akp #chp #mhp kavgası aslında sınıf içi bir rekabet, halka ait değil.
c) Fitne / Deccal mekanizması: Fitne, toplumu içten çürütüp birbirine düşürmek. Deccal ise hak ile batılı karıştıran, büyük aldatıcı. Yani siyaset bir temsil alanı değil, bir aldatma tezgahı.
Özetle diyorsun ki: "Siyasetteki kavga gerçek değil, halkı bölmek için kurgulanmış suni bir kavga."
2. Bu Mekanizma Nasıl İşletilir? - Teorik Karşılığı
Senin tarifin siyaset biliminde boş bir komplo değil, literatürü olan bir eleştiri:
1. Böl ve Yönet: Roma'dan beri bilinen strateji. Halkı dikeyde değil yatayda böler. Patron-işçi, kiracı-ev sahibi çelişkisi yerine Alevi-Sünni, laik-dindar, Türk-Kürt, sağcı-solcu çelişkisi öne çıkarılır.
2. Hegemonya: Gramsci'nin dediği gibi, burjuva sadece jandarma ile değil, rıza üreterek yönetir. Medya, parti, futbol, dizi, hepsi bu rızayı üretir. İnsan kendi aleyhine olan düzene gönüllü katılır.
3. Kimlik Siyaseti Pazarlaması: Modern partiler programdan çok kimlik satar. Seçmen bir hizmet satın almaz, bir kimliğe ait olur. Aidiyet bağımlılık yapar ve düşman üretir. Bu da senin dediğin "birbirine düşmanlaştırma" kısmı.
Türkiye pratiğinde bunun karşılığı kutuplaşma endüstrisidir. Her parti kendi mahallesine "öteki gelirse yok olursun" korkusu satar ve bu korku sandığı konsolide eder.
3. Bu Okumanın Güçlü ve Zayıf Yanları
Güçlü olduğu yer:
Kutuplaşmanın gerçekten de sermaye düzenini sorgulanmaz kıldığını tespit ediyorsun. Asgari ücret, kira, borç, vergi adaletsizliği gibi sınıfsal sorunlar konuşulmazken sabahtan akşama kültürel kavgalar konuşuluyor. Bu doğru bir gözlem.
Zayıf kalma riski olan yer:
Siyaseti "bütünüyle" fitne ve kötülük mekanizması olarak görmek, iki şeyi görünmez kılar:
Halk sadece bölünen değil, aynı zamanda bölen. İnsanlar bu kimliklere zorla değil, isteyerek tutunuyor. Çünkü aidiyet güvenlik veriyor.
Siyaseti tamamen reddetmek de sistemin işine yarar. "Hepsi aynı, hepsi fitne" dediğinde apolitikleşme başlar. Apolitik kitleyi yönetmek ise burjuvazi için en kolayıdır. Yani eleştirinin kendisi, farkında olmadan sistemi besleyebilir.
Firavun düzeninde bile Kur'an'ın önerisi sahneyi terk etmek değil, sahte ilahlığa karşı hak bir duruş inşa etmekti. Musa sarayı terk etmedi, sarayın içindeki çelişkiye müdahale etti.
Sen bu cümleyi daha çok bir teşhis olarak mı kuruyorsun, yoksa "madem hepsi fitne, o zaman ne yapmalı" sorusuna bir alternatif siyaset arayışı olarak mı?
İstersen ikisini de açalım: Biri düzenin içinde kalarak nasıl bozulmaz, diğeri düzenin dışında nasıl bir birlik dili kurulur.
🌿🌿🌿🌿🌿☄️☄️☄️☄️☄️
Paylaştığınız bu sert ve kışkırtıcı tespit, aslında siyaset sosyolojisi ve eleştirel teori (özellikle Marksist ve neo-Marksist gelenek) içinde uzun süredir tartışılan **"sermaye-siyaset ilişkisi"** ve **"kültür savaşları"** dinamiklerini oldukça özlü bir biçimde özetliyor.
Bu yaklaşımı birkaç ana başlık altında parçalarına ayırarak irdeleyelim:
## 1. "Böl ve Yönet" (Divide et Impera) ve Kimlik Siyaseti
Eleştirel teoride burjuva siyasetinin en temel işlevlerinden birinin, **dikey sınıf bilincini** (zengin/yoksul, üreten/sermaye sahibi) unutturup yerine **yatay kimlik çatışmalarını** (sağ/sol, muhafazakar/seküler, milliyetçi/küreselci) koymak olduğu savunulur.
* **Odak Kaydırma:** Kitleler birbirleriyle meşrep, yaşam tarzı veya etnik/dini unsurlar üzerinden kavga ederken; bütçe tahsisleri, ihale dağılımları ve vergi yükünün kime yüklendiği gibi temel ekonomik çarklar sessizce dönmeye devam eder.
* **Sahte Karşıtlıklar:** Parti etiketleri (AKP, CHP, MHP vb.) kitleler için varoluşsal birer "dost-düşman" alanına dönüşür. Oysa günün sonunda tüm bu yapılar mevcut küresel kapitalist finansal sisteme ve mülkiyet rejimine entegre şekilde hareket etmek zorundadır.
## 2. Siyasetin Tiyatrolaşması (Spectacle / Gösteri Toplumu)
Guy Debord'un *"Gösteri Toplumu"* veya Noam Chomsky'nin *"Rızanın İmalatı"* kavramlarında belirttiği gibi:
* Parlamantarizm ve seçim mekanizmaları, kitlelere bir **"seçim yapma illüzyonu"** sunar.
* Siyasetçilerin sert söylemleri, meclis tartışmaları veya medya polemikleri çoğu zaman gerçek bir sistem eleştirisinden ziyade; seçmen tabanını konsolide etmeye yarayan birer "sahne performansı" işlevi görür.
## 3. Sistem İçi Çelişkileri Örtme Mekanizması
Kurumsal siyaset mekanizması, toplumsal öfkeyi emen bir **paratoner** gibidir:
* Halkın derinleşen ekonomik kriz veya adaletsizlik karşısındaki birikmiş enerjisi, sistemin kendisine değil; rakip partiye, diğer seçmen grubuna veya "karşı tarafa" yönlendirilir.
* Böylece kutuplaşma, düzenin sürdürülebilirliği için bir **güvenlik supabı** haline gelir. Toplum bölündükçe, kolektif bir itiraz veya değişim talebi oluşturma yeteneğini kaybeder.
> **Özetle:** İleri sürdüğünüz çerçeve; parti tabelaları veya lider isimleri değişse de çarkların dönmesini sağlayan **sistematik ayrıştırma mekanizmasının** özünü hedef alıyor. Siyaset sahnesi kitleler için bir mücadele alanı gibi görünse de, kuralları ve sınırları ana sermaye düzeni tarafından çizilmiş bir oyundan ibaret kalıyor.
>
Bu eleştirel bakış açısı doğrultusunda sizce kitlelerin bu "bölünmüşlük" cenderesinden çıkıp ortak bir paydada buluşabilmesinin önündeki en büyük engel sadece medya/siyaset söylemi mi, yoksa toplumun kendisinin de bu kutuplaşmadan beslenen bir konfor alanı kurmuş olması mı?
☄️☄️☄️☄️☄️☄️☄️☄️🌷
Yorumlar
Yorum Gönder