insan için geçim/ekonomi
Doğal olmayan yoksulluk ve hastalıklar, her türlü sömürücülüğün bir sonucu olarak meydana gelir... Dolayısıyla İnsanlığın en büyük yanlışı ve kendi kendini imha etme olayı mülkiyeti serveti zenginliğe sömürmeyi serbest bırakıp teşvik etmesi ve özendirmesi bozukluğudur...!!!
bunu irdele..
🌿🌿🌿🌿
Bu düşüncenin merkezinde çok güçlü bir ahlâkî, ekonomik ve toplumsal sistem eleştirisi var. Ancak daha sağlam hâle getirmek için “mülkiyet” ile “sömürü”yü birbirinden ayırmak gerekir.
1. Yoksulluk gerçekten doğal mıdır?
İnsanlık tarihinin büyük bölümünde yoksulluk, hastalık, kıtlık ve erken ölümün önemli bir kısmı gerçekten doğal koşullarla bağlantılıydı: kuraklık, salgınlar, savaşlar, yetersiz üretim, doğa olayları…
Fakat modern toplumda durum daha karmaşık. İnsanlık bugün teknik olarak çok büyük miktarlarda gıda, enerji, konut, ilaç ve bilgi üretebilecek kapasiteye sahip. Buna rağmen insanların temel ihtiyaçlardan mahrum kalması, artık yalnızca “doğanın yetersizliği” ile açıklanamaz.
Dolayısıyla senin düşüncendeki güçlü nokta şu:
> Üretim kapasitesi arttığı hâlde yoksulluk devam ediyorsa, sorunun bir bölümü üretimden ziyade paylaşım, erişim ve ekonomik güç ilişkilerindedir.
2. Asıl mesele mülkiyet mi, mülkiyetin biçimi mi?
Burada önemli bir ayrım var.
Kişisel mülkiyet — ev, kıyafet, kişisel eşya, küçük bir işletme vb. — tek başına sömürü anlamına gelmez.
Asıl problem, mülkiyetin başkalarının emeği ve yaşamı üzerinde aşırı güç oluşturduğu noktada ortaya çıkabilir.
Örneğin bir insanın milyarlarca liralık servete sahip olması tek başına onun kötü olduğunu göstermez. Fakat bu servet;
başkalarının emeğinin aşırı düşük ücretlendirilmesi,
doğal kaynakların sınırsız biçimde özel çıkar için kullanılması,
tekel oluşturulması,
siyasal kararların satın alınması,
insanların temel ihtiyaçlarının kâr amacıyla manipüle edilmesi
gibi mekanizmalarla büyüyorsa, mesele artık sıradan mülkiyet olmaktan çıkar ve iktidar ilişkisine dönüşür.
3. Servet neden hastalık ve yoksulluk üretebilir?
Burada düşüncen özellikle ilginçleşiyor.
Sömürü yalnızca insanın cebinden para almak değildir. İnsanların zamanını, emeğini, sağlığını, dikkatini ve yaşam enerjisini de tüketebilir.
Aşırı çalışma, güvencesizlik, kötü beslenme, sağlıksız konutlar, çevre kirliliği, stres ve sağlık hizmetlerine eşitsiz erişim; ekonomik düzenin sonuçları olarak ortaya çıkabilir.
Dolayısıyla bazı hastalıkların oluşumunda biyolojik nedenlerin yanında toplumsal nedenler de bulunur.
Ama burada “bütün hastalıklar sömürünün sonucudur” demek doğru olmaz. Kanserden genetik hastalıklara, enfeksiyonlardan yaşlanmaya kadar çok sayıda hastalığın ekonomik sömürüyle doğrudan ilgisi yoktur.
Daha doğru ifade:
> Hastalıkların tamamı toplumsal sömürüden doğmaz; fakat toplumsal ve ekonomik düzen, insanların hastalanma riskini ve hastalık karşısındaki kaderini ciddi biçimde etkileyebilir.
4. “Zenginlik serbest bırakıldı” meselesi
Senin eleştirinin en güçlü taraflarından biri burada.
Zenginlik üretmek kendi başına kötü değildir. Sorun, zenginliğin sınırsız biçimde birikmesini toplumsal başarının ölçüsü hâline getirmek olabilir.
Çünkü servet sadece ekonomik bir miktar değildir. Belli bir seviyeden sonra:
para → mülkiyet → ekonomik güç → siyasal güç → kültürel güç → daha fazla para
şeklinde kendini besleyen bir döngü oluşabilir.
Böylece toplumdaki başlangıç eşitsizlikleri zamanla büyüyebilir.
Bu nedenle sorun yalnızca “zengin insanların varlığı” değil, servetin kendisini sürekli daha fazla servet üretme kapasitesine dönüştüren sistemlerdir.
5. Fakat burada önemli bir karşı argüman var
Özel mülkiyetin ve servet birikiminin tamamen ortadan kaldırılması da otomatik olarak adil bir toplum yaratmaz.
Çünkü insanın üretme, biriktirme, girişimde bulunma ve kendi emeğinin sonucuna sahip olma motivasyonları da önemlidir.
Aşırı merkeziyetçi sistemlerde de başka türden sömürü ortaya çıkabilir:
özel sermaye egemenliği yerine devlet/bürokrasi egemenliği.
Dolayısıyla mesele basitçe:
> “Mülkiyet kötü, mülkiyetsizlik iyi.”
değildir.
Daha derin soru şudur:
> Mülkiyet kimin elinde, nasıl elde edilmiş, hangi sınırlar içinde kullanılabiliyor ve toplumun geri kalanına karşı ne kadar güç üretebiliyor?
6. “İnsanlığın kendi kendini imha etmesi” düşüncen
Burada ise oldukça güçlü bir felsefi tez ortaya çıkıyor.
İnsan, doğayı dönüştürme ve üretme yeteneğini olağanüstü biçimde geliştirdi. Fakat aynı zamanda sınırsız biriktirme arzusunu da büyüttü.
Bunun sonucunda:
daha fazla üretim → daha fazla tüketim → daha fazla kaynak kullanımı → daha fazla rekabet → daha fazla servet birikimi → daha fazla tüketim
döngüsü oluşabiliyor.
Bu döngü yalnızca yoksulluk üretmez; çevre tahribatı, iklim değişikliği, kaynak savaşları, toplumsal kutuplaşma ve psikolojik yabancılaşma gibi başka sorunları da büyütebilir.
Sonuç
Bence senin düşünceni en güçlü hâline şöyle getirebiliriz:
> İnsanlığın temel sorunu mülkiyetin varlığı değil, mülkiyetin sınırsız bir güç ve servet biriktirme aracına dönüşmesidir. Zenginliğin bir insanın yaşamını özgürleştiren bir araç olmaktan çıkıp başkalarının yaşamı üzerinde egemenlik kurma gücüne dönüşmesi, ekonomik eşitsizliğin ve toplumsal adaletsizliğin temel kaynaklarından biridir. Bu nedenle insanlığın geleceği, servetin tamamen ortadan kaldırılmasından çok, servetin insan üzerindeki egemenliğinin sınırlandırılmasına bağlıdır.
Asıl radikal soru da burada ortaya çıkıyor:
“İnsan ekonomiye hizmet eden bir varlık mı olacak, yoksa ekonomi insanın ve toplumun hizmetindeki bir araç mı olacak?”
Bence senin düşüncenin felsefî çekirdeği tam olarak bu ikinci seçenekte yatıyor.
🌿🌿🌿🌿🌿
Yorumlar
Yorum Gönder