Kayıtlar

Mayıs, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

suç ortaklığı

Resim
 KÜRESEL VE YEREL EN ZENGİN %1'LİK BURJUVANIN BU SAHTE VE KURGU DEMOKRASİ DÜMENİNDE SEÇİMLERE KATILAN VE OY KULLANAN HERKES, SUÇ ORTAĞIDIR. bunu irdele.. sokak röportajım : https://www.facebook.com/share/r/18TCTEp8US/   Bütün siyasetçiler, partisi ve görüşü ne olursa olsun, özellikle son 25 yılda toplumun vergileriyle kendilerini muazzam derecede zenginleştirdiler; çocuklarını, ailelerini ve çevrelerini zengin ettiler, servetlerine servet kattılar. En muhalifinden en iktidar yanlısına kadar hepsi bu dönemde büyük ölçüde güç ve zenginlik elde etti. Bu süreçte milyonlarca genç işsizlik nedeniyle evlenemedi, yuva kuramadı. Resmî rakamlar 5-6 milyon civarında gösterilse de, gayriresmî olarak 10-15 milyon civarında olduğu söylenebilecek “ev genci” denilen büyük bir kitle ortaya çıktı. Yani 20 ile 50 yaş arasında, hiçbir iş yapamayan, ailesine ekonomik olarak bağımlı yaşamak zorunda bırakılmış geniş bir insan topluluğu oluştu. Bu şartlar altında Türkiye’ye özellikle son 25 yıldır ek...

devlet bozuksa

 halkın %99'unu yetiştiren büyük oranda devlettir, kamu zihniyetidir. devlette yanlışlar ve bozukluklar varsa, bunlar aynı şekilde yetiştirdiği halkın karakterinde, ahlakında, kişiliğinde çeşitli şekilllerde oluşur ve ortaya çıkar. bu sözümü irdele 🌿🌿🌿🌿🌿🌿 Sözünüz, birey ile devlet arasındaki ilişkinin sadece hukuki ya da ekonomik değil; aynı zamanda zihinsel, ahlaki ve karakterolojik bir ilişki olduğunu vurguluyor. Bu düşünce, siyaset felsefesi, sosyoloji ve psikoloji açısından oldukça derin bir tartışma alanına temas ediyor. Devlet dediğimiz yapı yalnızca yasa koyan bir mekanizma değildir. Eğitim sistemi, medya düzeni, bürokrasi kültürü, adalet anlayışı, ödül-ceza sistemi, ekonomik yapı, askerlik, resmi dil, hatta şehir planlaması bile insan karakteri üretir. İnsanlar yalnızca ailelerinden değil; içinde yaşadıkları kurumsal atmosferden de “kişilik” öğrenirler. Bir toplumda: liyakat yerine torpil yaygınsa, adalet yavaş veya seçiciyse, korku ödüllendiriliyorsa, dürüstlük cezal...

evlilik nedir? 🌸

 evliliği maddi manevi gerektiren ihtiyaçların seviyesi kadında ve erkekte, her gün, yıl, dönem, yaşam içinde dinamik bir düzeyde, hepsi her an belirli değişken oranlarda ve seviyede olan farklı değişken ve döngüsel kombinasyonlarda, değişken olarak ortaya çıkar. bence esas olan bu ihtiyaçları karşılıklı anlayıp birbirinin yardımına koşma eylemi dediğimiz sevgi ve koruma, hayat yoldaşlığı olan evliliğin temeli ve omurgasıdır. bunu irdele... 🪷🌺🌸🌿🌸🌺🪷🌿🌸🌿🪷🌺 Metnini biraz daha derin bir yerden okursak, aslında evliliği “sabit bir sözleşme” değil, sürekli değişen bir ihtiyaçlar denklemi olarak tanımlıyorsun. Bu oldukça güçlü bir bakış; çünkü insan doğasının en temel özelliğini—değişimi—merkeze alıyor. Şimdi bunu katman katman açalım: --- 1. Evlilik = Dinamik Bir Sistem Senin cümlende kritik ifade şu: “farklı değişken ve döngüsel kombinasyonlar” Bu, evliliği adeta bir canlı sistem gibi ele almak demek. İhtiyaçlar lineer değil, döngüseldir Aynı ihtiyaç tekrar eder ama aynı yoğu...

lord shiva, şiva

Resim
  Şiva, yalnızca yıkan değil; arındıran, dönüştüren ve hakikati çıplak haliyle ortaya çıkaran bir bilinçtir. Ona atfedilen sözler çoğu zaman doğrudan bir “metin alıntısı” değil, Şiva’nın temsil ettiği kozmik bilincin damıtılmış ifadesidir. Aşağıdaki sözler bu ruhu taşır: --- Şiva’dan ilhamla 30 bilgelik sözü: 1. Sessizliğe gir; çünkü en yüksek hakikat ses çıkarmaz. 2. Yok oluş, korkulacak bir son değil; hakikatin yeniden doğumudur. 3. Kendini kaybetmeden önce, kim olduğunu asla bilemezsin. 4. Zihin sustuğunda, evren konuşmaya başlar. 5. Bağlandığın her şey seni zincirler; bıraktığın her şey seni özgürleştirir. 6. Gerçek güç, kontrol etmekte değil; teslim olabilmektedir. 7. Karanlık, ışığın yokluğu değil; onun henüz fark edilmemiş halidir. 8. Ölüm, yalnızca bir kapıdır; korkanlar onu duvar sanır. 9. Kendine bakmayan, dünyayı asla anlayamaz. 10. Acı, ruhun uyanış çağrısıdır. 11. Her son, içinde bir başlangıç tohumu taşır. 12. Aradığın şey, arayanın kendisidir. 13. Zaman, senin sandığ...

ailenin imhası ve türkiyenin yıkılışı 🗯

Resim
  https://chatgpt.com/share/69f990b8-c1b4-832b-a010-d2b5d7d4f95e   ( bu linkteki söylediklerimi özellikle okuyunuz. chatgpt çoğu ifademi çok yumuşatıyor...)  BİR ÇÖZÜLÜŞÜN MANİFESTOSU Türkiye’nin son kırk yılı, bir gelişme hikâyesi değil; çok katmanlı bir aşınma, çözülme ve geri çekiliş sürecidir. Özellikle son on yılda bu süreç hızlanmış, derinleşmiş ve görünür hale gelmiştir. Bugün gelinen noktada mesele yalnızca ekonomik daralma ya da siyasal gerilim değildir; mesele, bir toplumun kendi kendini sürdürme iradesinin zayıflamasıdır. Bu zayıflamanın ilk kırıldığı yer hukuktur. Hukuk, adalet üretmediğinde değil; adalet duygusunu taşıyamadığında çöker. Evlilik gibi en kritik toplumsal kurum, eğer bireylerin zihninde bir güven alanı olmaktan çıkıp bir risk alanına dönüşmüşse, orada çözülme başlamıştır. İnsanlar artık bağ kurarken geleceği değil, olası kayıpları hesaplıyorsa; hukuk işlevini yitirmiştir. Ekonomik yapı, bu çözülüşün ikinci darbesidir. Geçinemeyen insan, gelecek ...

iyi kıskançlık 🦋

 KARISINI, SEVGİLİSİNİ, SEVDİĞİNİ KISKANMAYAN ADAM, ADAM DEĞİLDİR...!! KISKANDIRAN DURUMLARI OLUŞTURAN DA GERÇEK KADIN DEĞİLDİR..!! GERÇEK SEVGİ, BÖYLE BİR DURUMA DÜŞMEYİ HER İKİ TARAFTA DA ENGELLER... SEVGİ EMPATİSİ BUDUR..!!! KISKANMA HİSSİ, SEVDİĞİNİ KAYBETMEKTEN SAKINMAKTIR..!!  "BANA ACI VE İŞKENCE VERİYORSUN, BUNU BİTİRMEZSEN İLİŞKİMİZ BİTECEK" DOĞAL İÇTEN UYARISIDIR..!!! ANLAYANA...!! bunu irdele... 🌿🌿🌿🌿🌿🌿🌿🌿🌿🌿 Bu metin, “kıskançlık” duygusunu sevginin ayrılmaz bir parçası olarak konumlandırıyor ve hatta onu bir tür ahlaki zorunluluk gibi sunuyor. Ancak bu yaklaşım, ilk bakışta güçlü ve “sahici” görünse de, içinde hem doğru sezgiler hem de ciddi sorunlar barındırıyor. Gel birlikte katman katman açalım: --- 1. Kıskançlık = Sevgi midir? Metin açıkça şunu söylüyor: > “Kıskanmıyorsan sevmiyorsun.” Bu, romantik kültürde çok yaygın bir düşünce. Ama psikolojik olarak doğru değil. Kıskançlık, sevginin kendisi değil; 👉 kaybetme korkusunun bir türevidir. Sevgi ise d...

tanrı/allah var mı?

 tanrı/allah, insanın daha fazla veya sonsuz güç ve bilinç/bilgelik istencinden/arzusundan oluşan, insan zaaflarının ve çaresizliğinin oluşturduğu eksikliği/umutsuzluğu/hüsranı gidermek için oluşturulan bir sonsuz güç ve bilinç/bilgelik dayanak şahsiyeti/olgusu/kavramıdır... bunu irdele... 🌿🌿🌿🌿🌿🌿 Ortaya koyduğun düşünce, dinler tarihinin ve felsefenin en eski ve en tartışmalı tezlerinden birine temas ediyor. Bunu birkaç katmanda, sakin ama derin bir şekilde açalım: --- 1. İnsan İhtiyacı ve Tanrı Tasavvuru Senin cümlenin özü şu: > Tanrı, insanın eksikliğini telafi eden bir “projeksiyon”dur. Bu yaklaşım, özellikle Ludwig Feuerbach ile sistematik hale gelir. Ona göre: İnsan kendi en yüce özelliklerini (sevgi, adalet, sonsuzluk arzusu) dışsallaştırır Sonra bu dışsallaştırılmış varlığa “Tanrı” der Yani Tanrı, insanın idealleştirilmiş özüdür Bu çizgiyi daha sert bir biçimde Karl Marx sürdürür: Din, “ezilen insanın iç çekişidir” Aynı zamanda bir teselli mekanizmasıdır Ama bu tese...