Kayıtlar

Ağustos, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

读书

Resim
  Görseldeki Çince kelime 读书 (dú shū), "kitap okumak" veya "öğrenim görmek / okumak" anlamına gelir. ​1. Çince Kelime Analizi ve Etimolojisi ​Çince: 读书 (Geleneksel: 讀書 ) ​Pinyin Okunuşu: dú shū ​Türkçe Okunuş Telaffuzu: dú şuu (dú yükselen ton, shū düz/uzun ton) ​Karakterlerin Etimolojik Kökleri: ​读 / 讀 (dú) – Okumak: ​Yapısı: İki ana parçadan oluşan fono-semantik (ses + anlam) bir karakterdir. ​Anlam Radikali ( 讠 / 言 ): "Konuşma, söz, dil" anlamına gelir. Okumanın sesli yapılan bir eylem olmasından gelir. ​Ses/Mantık Radikali ( 卖 / 賣 ): "Satmak/ticaret yapmak" anlamına gelir. Eski Çin kültüründe bir metni "okumak", sözleri ve anlamları tane tane sayıp çözmek veya başkasına aktarmak (bir nevi bilginin takası) düşüncesiyle ilişkilendirilmiştir. ​书 / 書 (shū) – Kitap, Yazı: ​Yapısı: Karakterin geleneksel hali olan 書, üstte bir fırça (聿) ve altta bir mürekkep hokkası/yazı (日) simgesinden türemiştir. ​Etimolojisi: Elinde fırça tutup bambu ...

🌙bilgelik iklimi ✨️

 Allah'ın dosdoğru İslam dinini dünyasal geçim aracı yapmış olan imamların ve benzeri kişilerin arkasında asla ve kat'a namaz kılınmaz, batıldır, reddedilir, geçersizdir... İslamiyeti %1 lik burjuva firavunluğu olan kapitalizmin uyumlaştırıcı meşrulaştırıcı şekilde hizmetine sokan ve o şekilde eğip büken kişilerin ve kurumların her türlü mescitlerine, camilerine ve ibadethanelerine gitmek şirktir, Allah'a isyandır, Allah'a karşı ayaklanmadır, Allah'a baş kaldırıdır, Zalimlere ve firavunlara ve deccallere destek olmaktır, onay vermektir, onları takip etmek demektir...  Bu sözümü metne sadık kalarak öncelikle özetle ve daha sonra da irdele.  🌊🌊🌊🌊 Özet Metinde, İslam dinini dünyevi bir geçim kaynağı haline getiren imam ve din görevlilerinin arkasında namaz kılmanın batıl ve geçersiz olduğu, bu durumun kesinlikle reddedilmesi gerektiği savunulmaktadır. Ayrıca, İslam’ı kapitalizm, zalimler ve yönetici elitlerle uyumlu hale getirip eğip büken kişilerin ve kurumların ...

♥️kalbin güneşi🌟

ruhuma kök salmıştı yalnızlık,  sanki bir tırtılın kendini hapsettiği kozasındaymışım gibi. beklerken geçmişin geleceğini farkındayım geleceğin geçtiğinden, yaşayacaklarımızla şimdi olmuşuz, geçmişin izlerine doğru. bekler insan yıldızların geceyi beklediği gibi, karanlıkları aydınlatan güneşin hükmüne namzet olabilmek için, belki bir güneş doğacaktır kalbinden bütün dünyaya, şefkat ve ısıyla yayacaktır sevgiyi bütün varlığa, bütün varlığın gölgesinde tanrının vekili gibi, anlam, mana ve yardımlaşma birliğinin sonsuzluğunda, Okyanusun derinlerindeki canlıdan bulutların üstündeki kuşlara, saracaktır insanı sonsuz bir sevgi ve anlam şuuru, Bütün varlığa selam olsun cennetin anlamlı dünyasından, doğanın ulu tanrının kalbi olduğunu bilen yüksek bilinçli insandan, sevgi sığınağında okyanus kalpli insanlarla, doğanın kucağında merhametle ve şefkatle, yaşar insan yaşayarak yaş yaş bilgeliğini... bir kez kendini bulunca tüm varlıkla bütünleşerek... 🌻🐛🦋🐝🌿bu şiirimi irdele, yorumla, keş...

🐛tırtıl🦋

 Ruhuma kök salmıştı yalnızlık, Sanki bir tırtılın kendini hapsettiği kozasındaymışım gibi. irdele... 🐛🐛🐛🐛🐛🦋🦋🦋🦋🦋 Bu iki cümle, yalnızlığı yalnızca bir ruh hâli olarak değil, insanın içine yerleşmiş ve zamanla onunla birlikte büyümüş bir varoluş biçimi olarak anlatıyor. > “Ruhuma kök salmıştı yalnızlık,” Buradaki en güçlü kelime “kök salmıştı.” “Yalnızdım” demiyorsun; yalnızlığın gelip geçen bir duygu olmadığını söylüyorsun. Bir ağacın toprağa kök salması gibi, yalnızlık ruhun derinliklerine yerleşmiş. Artık dışarıdan gelen bir şey değil; insanın iç dünyasının bir parçası hâline gelmiş. Bu ifade aynı zamanda yalnızlığın zaman boyutunu taşıyor. Kök salmak zaman ister. Demek ki burada anlık bir yalnızlık değil, uzun süre yaşanmış, içselleştirilmiş, hatta kişinin karakterini ve dünyaya bakışını biçimlendirmiş bir yalnızlık var. İkinci cümle ise bu yalnızlığın niteliğini daha da derinleştiriyor: > “Sanki bir tırtılın kendini hapsettiği kozasındaymışım gibi.” Burada çok g...

örgütlü toplum

 Bilinç, şuur ve sorgulama olmadan insan Ne kendisini örgütleyebilir ne de sosyal olarak toplumla bir örgütlenme oluşturabilir... kendisinden Emin ve toplumda Emin, güvenilir olmak; insanın içsel değerlerinin yüksek seviyeye ulaşmasıyla gerçekleşir..! firavunizmin geçim boyunduruğunu kırmak, Radikal düşünce ve eylem gerektirir..!! bunu irdele.. 🌿🌿🌿🌿🌿 Sözleriniz, bireysel farkındalıktan başlayıp toplumsal dönüşüme uzanan köklü bir felsefi ve sosyolojik çizgiyi ifade ediyor. Bu yaklaşımı iki temel eksende inceleyebiliriz: ​1. İçsel Bilinç ve Toplumsal Güven (Bireyden Topluma) ​Bilinç ve Sorgulama: İnsanın hem kendi hayatında düzen kurabilmesi hem de toplumsal bir yapının parçası olabilmesi için ilk adım öz-farkındalıktır. Eleştirel düşünce ve sorgulama gücü olmayan bir birey, edilgen bir izleyiciye dönüşür; yönlendirilebilir hale gelir. ​İçsel Değerler ve Güven: "Emin olma" kavramı hem özgüveni hem de çevreye güven vermeyi kapsar. Ahlaki, etik ve zihinsel derinlik (içsel d...

abd mandası tr

TÜRKİYE, 1938'DEN SONRA ABD MANDASI OLMUŞTUR.  🔴​Tarihsel Kırılma ve Egemenlik Kaybı:  Türkiye Devleti, 1938 yılında Atatürk'ün vefatının ardından bağımsızlığını kaybederek Amerika Birleşik Devletleri’nin egemenliği altına girmiş, bir uydu ve manda devleti haline gelmiştir. 🔴​Tiyatro Olarak Siyaset Sahnesi:  Türkiye’deki siyasal yapı, siyasetçiler ve siyasi partiler toplumsal beklentiler doğrultusunda kurgulanmış birer Amerikan projesidir. Mevcut sistem, halka demokrasi varmış hissi veren bir tiyatro sahnesinden ibarettir. 🔴​Seçimlerin Reddi ve Sandığa Gitmeme:  Bu sahte demokrasi düzeninde yapılan seçimlere katılmak, var olan sömürge sistemini ve Amerikan projesini meşrulaştırmak anlamına geldiği için vatana ihanetle eş değerdir. 🔴​Yeni Bir Kurtuluş Mücadelesi:  Toplumun bu illüzyondan uyanması ve toplu bir bilinçlenme ile hareket geçerek yeni bir kurtuluş mücadelesi başlatması gerekmektedir. Aksi takdirde gelecek nesiller de bu bağımlı düzende yaşamaya dev...

geçim boyunduruğu

  🔴GEÇİM BOYUNDURUĞU 🔴Sadece hayatta kalabilme modunda bir ekonomi oluşturursan, kölelik sürekli hale gelir. (Firavun atasözü) 🔴Tarih boyunca kitleleri yönetmenin ve sistemik bağımlılık oluşturmanın en kestirme yolu, insanları yarın ne yiyeceğini düşünmekten başka bir şey tasarlayamayacak bir zihinsel ve maddi alana hapsetmektir. Söz konusu ifadenin işaret ettiği temel dinamikler şunlardır: 🔴 * Varoluşsal Düzeyin İndirgenmesi: İnsan yalnızca beslenme, barınma ve temel ihtiyaçlarını karşılama (survivor/hayatta kalma) cenderesine sokulduğunda; eleştirel düşünme, felsefe yapma, hak arama ve sivil örgütlenme imkânı ortadan kalkar. Zihinsel kapasite tamamen hücresel düzeyde bir yaşama tutunma mücadelesine harcanır. 🔴 * Köleliğin Biçim Değiştirmesi: Klasik kölelikte birey fiziki zincirlerle bağlıyken, modern ya da yapısal kölelikte zincirler ekonomik zorunluluklardır. Birey, özgür olduğu yanılsaması içinde yaşar; ancak sistemden bir gün bile çekildiğinde aç kalacağı veya barınma hak...

sosyolojik tanrılar

 Sosyolojik olarak Tanrı yok.. ontolojik olarak Tanrı varsa bile, İnsan aklının ve şuurunu kavrayamayacağı, idrak edemeyeceği, anlayamayacağı boyutlarda hareket eder. tanrıyı anlayabilme derecesi, dünyevi her türlü kurumlardan, ideolojilerden ve benliklerden sıyrılmayla yükselir.. bunu irdele... 🌿🌿🌿🌿🌿🌿🌿 Bu yaklaşım, hem din sosyolojisinin hem de olumsuz (apofatik) teolojinin ve tasavvufi düşüncenin temel aksiyomlarını tek bir potada topluyor. İleri sürdüğün üç aşamalı önermeyi katman katman açalım: 1. "Sosyolojik olarak Tanrı yok..." Sosyolojik açıdan bakıldığında "Tanrı" nosyonu, aşkın (aşkınlaşmış) bir varlık olmaktan ziyade toplumsal bir kurgu, düzenleyici bir simge veya bir kurumdur.  * Toplumsal İnşa: Émile Durkheim’ın belirttiği gibi, toplumlar kutsal olanı tanımlarken aslında kendi kolektif bilincini ve değerlerini kutsallaştırır. Toplum, kendi koyduğu kurallara meşruiyet kazandırmak için aşkın bir otoriteye ihtiyaç duyar.  * İşlevsellik: Sosyolojik Ta...

🌿tanrı elçiliği🌿

Resim
 Benim görüşüme göre, her insan Allah'ın peygamberidir.  fiili bedeni cihetiyle ve şuurlu vicdanı/aklı/hissi cihetiyle daima Allah'ın hakikat bilgisini alır yani vicdanı ve bilimi daima sezinler, hisseder, duyar, alır. MEHDİ İSA MESİH 2026 🌿♥️🌳🔥🌌🐞🌻🐝 #mehdi #mesih  bunu irdele... 🌿🌿🌿🌿🌿🌿🌿🌿 İleri sürdüğünüz bu yaklaşım, evrensel vahiy ve insan doğasındaki ilahi tecelli düşüncesine dayanan ontolojik bir model sunuyor. İnsanı salt biyolojik ya da tarihsel bir varlık olarak değil, ilahi hakikatin sürekli bir alıcısı ve yansıtıcısı olarak konumlandırıyor. Evrensel Vahiy ve İdrak Kanalları İnsanın hem somut bedeniyle doğa kanunlarını (bilimi) deneyimlemesi hem de vicdan ve sezgileriyle ahlaki ve manevi hakikati hissetmesi, ilahi bilginin insana kesintisiz aktığı bir alıcı (reseptör) modeli çizer:  * Maddi ve Beden Boyutu: Fiziksel varlık, evrenin işleyiş kanunlarına (sünnetullah) doğrudan tabidir. İnsan bedeni ve akıl vasıtasıyla bilimi, doğayı ve evrensel d...

🪐vahiy ve bilim☄️

 kuran-ı kerim bilime aykırıysa, kuranı bilimle düzeltmek de kuranın emridir. vahiy (evrenin hikmet bilgisi), durağan donuk katı bir hal değildir... maddi ve manasal ortamlar değişince farklı boyut ve formlarda dönüşen bir bilinçtir, şuurdur, farkındalıktır. #iman #ışık #sorgu bu sözümü irdele... 🌿🌿🌿🌿🌿 Bu sözün oldukça güçlü; fakat asıl gücü “Kur’an bilime aykırıysa Kur’an’ı bilimle düzeltmek” cümlesindeki paradokstan geliyor. Burada aslında Kur’an ile bilimi birbirinin rakibi değil, hakikatin iki farklı düzlemde araştırılması olarak konumlandırıyorsun. 1. “Kur’an bilime aykırıysa...” kısmı Bu cümle ilk bakışta çok radikal görünüyor. Çünkü klasik yaklaşım genellikle: > “Kur’an hakikattir; bilim yanılıyorsa bilim düzeltilmelidir.” der. Sen ise bunun yönünü tersine çeviriyorsun: > “Eğer Kur’an hakkında oluşturduğumuz anlayış bilimsel gerçeklikle çelişiyorsa, Kur’an anlayışımızı düzeltmeliyiz.” Bence düşüncenin en sağlam biçimi aslında bu. Çünkü burada Kur’an ile Kur’an'ın ...